Garantili Seo Hizmetleri
Biyografi

Ercan Kont kimdir?

Cinnet şiiri ile hafızalara kazınan, tiyatroya gönül vermiş, bir devre Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu’na müdürlük eden Ercan Kont’un yaşam hikâyesidir…
Birçoğumuz gibi Ercan Kont’u ruhunu kaptırarak okuduğu şiirden ben de tanıyorum. Biraz çoğu da var aslında, ben onu doğduğu topraklardan, coğrafyasından da tanıyorum. Birkaç kez karşılaşmışlığım da var, şuanlik lise sıralarındaydım. Ölüm haberini alınca onu da yazmayı çok istedim. Basında ile ilgili pek az şey vardı, incelemeye koyuldum. Sonra çok sevdiğim bir yakınım yardımıyla Adanalı öykücü Zafer Doruk ile tanıştım. Sevgili Ercan Kont’un yaşam hikâyesine ulaşmamı sağladı. Eğitimci Yazar Mehmet Demirel Babacanoğlu’nun Adana Life’de yayınlanan röportajı bu anlamda çok yardımcı oldu. Emeği geçen, kalbi dokunan herkese çok teşekkür ediyorum…

İki gündür Ercan Kont’un Adana sokaklarında dolaşan çocukluğu, tiyatroya kaptırdığı ruhu, kendini açık açık anlattığı şiirleri yürüyorum adımlarımı. Şimdi ise, “Ruhu şad olsun!” demem gereken yerdeyim. Onu cümle cümle tanıdıkça renklerini gördüm, siz de görün isterim. Kalbini tanıdım, siz de tanıyın isterim. O, kavgaları birleştiren, gençlere dokunan, şiirlerle kalbini açık eden bir adam…
Ruhu şad olsun…

Ercan, 2 Mayıs 1942’de, Adana’da, Mestanzade Mahallesi’nde, 373 Sokak, 31 numaralı bahçeli evde Sitti (Sıdıka) Hanım ve Abdulvahap Bey’in çocukları olarak dünyaya geldi. Üçü kız, üçü erkek altı çocuklu bir aileydi onlar. Adını da bir Roman kahramanından almıştı. Babasının bir arkadaşu okuduğu bir Romanda rastlamış, “Çocuk erkek olursa ismini Ercan koyun” demişti…

Bu topraklarda doğmanın hikâyesi, dedesinin ailesini yanına katıp, Malatya’dan yola çıkıp konaklaya konaklaya buraya gelmesi, Hürriyet Mahallesi’ne, şuan yıkılmış olan karakolun arka taraflarına yerleşmesiyle başlamıştı. Babası, amcaları burada büyümüş, burada evlenmişti. Abdulvahap Bey, sonradan Mestanzade Mahallesi’nde arsa alıp, ev yaptırmıştı. Sonra da bir vakit eski TRT binasının gerisinde bir yerde, Çınarlı Mahallesi’nde yaşadılar. Daha sonra da Reşat Bey Mahallesi’ne, adli tıp yakınlarına taşınacaklardı…

Çıkmaz bir sokaktaydı Ercan’ın doğduğu ev; bu coğrafyayı saran portakal çiçeği kokusunun evlerin duvarlarına çarpıp geri döndüğü çıkmaz bir sokak! Ama küçük, ama büyük nerdeyse bütün evler bahçeliydi. Zamanla parselleyip satacaklar, Ercan yaş alıkça yalnızca dünyası değil, bu mahalle de genişleyecekti. Genişletilen kısma da, Şehitduran Mahallesi diyeceklerdi…

Oysa onun hatırladığı çocuk yaşlarda dünya daha küçüktü. Belki çıkmaz sokağından ibaretti. Çoğu vakit portakal çiçekleri gibi evlerin duvarlarına çarpıyordu. En çok üç katlı olan evlere… Zamanla dünyanın başka kapılara açılacağını öğrenecekti elbet; ama şuan bu çıkmaz sokakta her şey yolundaydı. Burada insanlar komşudan öte, akrabaydı. Coğrafyanın sıcak yanı aydınlatırdı yüzlerini. Yardımlaşacak, paylaşacak ne çok şey vardı. Ercan, doğduğu ailede ve bu mahallede öğrendi yaşamın ne demek bulunduğunu. İnsanları sevmeye, hep yardım etmeye koşmaya özen gösterdi.

Bu şehrin en yüze çarpan yanı sıcağıydı. İnsanı belki bundan sebep sıcakkanlıydı ve gene bundan sebep kabına sığamıyordu. Yaz gelmeyegörsün, gün bitimine doğru bütün sokak bir parça serinlik amacıyla hortumla sulanırdı. Asfaltın, toprağın kokusu eşlik ederdi coğrafyaya. Bilen bilir, tozun toprağa karıştığı o geniz yakan, yaşadığını, nerede yaşadığını hissettiren, her bir duyguyu yüzündeki çizgilerden izleten o koku… Evler, işte o kokunun ile eş güdümlü önlerine bir çul, savan seren elleri minnetle kabul eder, minder üstünde insanını ağırlardı. Akşam yemeğinin hazırlığı burada sohbet esnasında yapılırdı. Kim bilir, belki de bundan sebep, bu coğrafyanın yemekleri hep lezzetliydi…

Ercan’ın eğitim yaşamı, İsmet İnönü İlkokulu’nda başladı. Ailesi ve çevresinin üstüne titrediği bir çocuktu o. Okuması, iyi bir insan olması amacıyla herkes gayret gösteriyordu. Anneciğinin okuma yazması yoktu; ama cahil de değildi. Çocukları okusun istiyordu. Bahçıvanlık yaparak ekmeği kazanan babasının da çok parası yoktu. Ama o da çok arkadaş biriktirmişti. Ercan, anne babasının iz düşümü olarak görecekti kendini hep. Yıllar sonra yaşamını şu şekilde özetleyecekti: “Beni anam doğurdu, öğretmenlerim yoğurdu, basın duyurdu. Doğuran anama rAhmet, yoğuran öğretmenlerime saygı, duyuran basına teşekkür, seven insanlara saygılarımı sunuyorum.”

Yine de öyle basit olmamıştı. Okuması amacıyla özen gösteriliyordu; ama Ercan, okulu 6 senede bitirebilmişti. Çünkü bir yandan da yaşamın gerçekleri akıyordu… Bir gün kompozisyon dersinde Türkçe Öğretmeni İbrahim Bilgen, büyüyünce ne olmak istediklerini yazmalarını istemişti. Ercan, gazeteci olmak istiyordu. Bütün yönleri ile mesleğe dair duruşunu açıklamış, kompozisyonuna iyi not almıştı. Yine de okul husussu ile ilgili yaşamı ağır ilerliyordu…

İlkokul gibi, ortaokul da zorlu geçti. Eğitimine, günümüz Tepebağ Lisesi olan, Tepebağ Ortaokulu’nda devam etmişti. O vakitler Adana’da iki ortaokul vardı. Biri Tepebağ, öteki İstiklal. Öyle ki Tepebağ’a Birinci, İstiklal’e İkinci Ortaokul denirdi. Sonrasında Sanat Okulu’na gitti. Eğitim yaşamındaki bu zorlu yolculuk, bu kararı verdirmişti ona. Kura çekildi ve Ercan’ın payına Elektrik Bölümü düştü. Bu kez de atölye çok zorluyordu. Sürekli ayakta durmaktan dizleri rahatsızlanmıştı. Bu kez dersini almıştı. Sonrasında Adana Erkek Lisesi’ne kaydoldu ve 3 senede mezun oldu.

Yıl 1963’tü…

İlk kez sahnede
Sahneyle ilk kez ilkokul sıralarında tanıştı. 4 ya da 5. sınıftaydı. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı amacıyla bir müzikli oyuna seçilmişti; ama oynamak istemiyordu. Çünkü oyun amacıyla kıyafetleri yetersiz kalıyordu. Söyleyemiyordu da. Öğretmeni Ercan rolüne çıksın istiyordu. Neden istemediğini sorduğunda Ercan, çocuk sesiyle utana sıkıla açık etti sebebini. Öğretmen, bir çocuğun giysilerini ödünç alarak çözdü bu sorunu. Çocuk Ercan, sahneye çıkmıştı. İlk kez sahnedeydi ve hiç unutamayacağı acı tatlı anılar hanesine mühürledi bu anı. Başarmıştı…

Ercan, fakir bir ailenin çocuğuydu. Bu halun ağırlığını okul başlayınca daha da hissetmişti. Ailesinden harçlık alamıyordu. Devlet Su İşleri’nde çalışan abisi, ona her ay 10 lira veriyordu. Ercan bu parayı kendisine harcamak yerine çoğaltmanın yollarını arıyordu. Kırtasiyeden bir deste kağıt alır, yazılı imtihanı olan sınıfların önünde tanesi 5 kuruştan satardı. Kendi parasını kazanmaya çok erken başlamıştı…

Bir başka yaşamına dokunan isimde terzilik yapan ablası oldu. Zaman vakit ona harçlık veren ablası, kardeşinin bu gayretine yardım olmaya karar verdi. Ona biraz para vermiş, çörek alıp satmasını önermişti. Bu husus üstüne sıcacık hikâyesini şu sözlerle paylaşacaktı seneler sonra Ercan:

“O vakitler, Jandarma Komutanlığı’nın bitişiğinde Çörekçi Aliağa’nın fırını vardı. Okuldan çıkar çıkmaz o bölgeye gidiyor, çörek alıyor, tablaya koyup başımda taşıyordum. Satarken bir farklılık yaptım: “Çöreeeek vaaar” yerine, “Taze simiiit, küncülü simiiiit vaaarrrr” diye bağırıyordum. Simitlerimi anında satıyordum. İlk kez “simit“ sözünü ben söylemiştim, ondan sonra da yasenedı gitti. Bundan kaynaklı bana “Kibar simitçi” diyorlardı. Simitleri erken satıp bitiriyor, sonra da okula gidiyordum. Artan vakitlerımda ise ders çalışıyordum.”

Maddi kaygılarını kendisi gidermeye çalışan bir çocuktu o. Haliyle öğrenci olmak da omuzlarında birikiyordu. Öğrendiği her sözcüğün sonrasında para kazanmak amacıyla yollara düşmeliydi. Ortaokula geldiği vakit satacak yeni şeyler düşünmeye başlamıştı. Maçlarda gazeteden şapka yapıp sattı. Gazozcular da vardı. Onlar, “Gel, sen de gazoz sat.” deyince mahalledeki yazlık sinemada gazoz, çerez satmaya başladı. Bir başka iş geldi sonrasında. Sinemalarda gösterilecek filmlerin kartelaları at arabası üstünde mahalle mahalle dolaştırılıyor, halka reklam yapılıyordu. Ercan da, at arabalarından birisinde elinde megafon, sinemanın ve filmlerin ismini, saatini bağırıyordu…

Liseye geçtiğinde, satışları kırtasiye gereçlerine yönelmişti. Bir yandan mahalle aralarında gazoz ve kurabiye satıyor, bir yandan da Kız Lisesi’nin önünde kalem, silgi, kalemtıraş, çizelge, parşömen gibi şeyler satıyordu. Bu hususta bir anısını şu şekilde anlatacaktı:

“Erkek Lisesi’nde, “Sarı Avrat” lakaplı bir tarih öğretmenimiz vardı. Bir gün sözlü imtihan yapıyordu. Bir arkadaşumız çalışamadığını belirtti, kalkmadı. Bir başka biri da kalktı soruları bilemedi. Sıra bana gelince, ben de soruları bildiğim kadarıyla yanıtladım. Öğretmenimiz sınıfta, “Bakın çocuklar, bu çocuk geldi, efendice soruları yanıtladı, alacağı not beş etmiyor; ama siz Kız Lisesi önüne gidip kız tavlamaya çalışırken, bu arkadaşunız o bölgeye harçlığını çıkarmak amacıyla, kalem, silgi, kalem açacağı, çizelge satmak amacıyla gidiyor. Bu yüzden 10 veriyorum” dedi.”

Liseyi de çalışma koşullarında bitirmişti; fakat parasal hal devam etmesine izin vermiyordu. O da işportacılığa başladı. Yine doğrucu bir tekniği vardı. Diğer işportacılar mallarını, “Yanan fabrikadan kurtarılan, batan gemiden çıkan, ithal mallar, mağazada 5 bizde 10 lira” diyerek satarken Ercan, “Gelin baylar, bayanlar, bakın bu mallar, ne ithal malı, ne İtalyan, ne Alman malı, ne Amerikan, ne batan geminin, ne yanan fabrikanın malları. Mağazada 5 lira, bizde 10 lira” diyerek çağırıyordu müşterisini. O şaşkınlıkla tezgahına gelenlere başlıyor idi malını övmeye. En iyi satışı hep o yapıyordu. Diğer işportacılar, mağaza sahipleri bu satışa şaştıkları ile kalıyorlardı…

İşportacılık yolculuğunun sonu da gelecekti. Bir gün zabıtaya yakalandı. Malları aldılar. Ercan, mallarını vermek istemiyordu. Sonunda, “Belediyeye gel, al eşyalarını” dediler. Elbette alacaktı. Belediyede beklerken, Adana Belediyesi Şehir Tiyatrosu amacıyla, o vakit şuanlik Büyükşehir Belediyesi değildi, figüran arayışını belirten bir duyuru gördü. Hemen o anda müracaat yapmaya karar verdi. İlk kez sahnede aldığı damağına yapışıp kalmış lezzet, şuan hafızasının en renkli tarafını şenlendiriyordu.

Tiyatroya ilk adım
O ilk müracaat ile Ercan, yaşamına tiyatroyu dahil etmişti. Esasında tiyatroyu gözlemliyordu. Ulus Parkı’ndaki Piknik Aile Çay Bahçesi’nde sanatçıların uygulaması olurdu. Saat 23.00’ten, 00.00’a kadar Nejat Uygur topluluğu tuluat oyunlarını sahneliyordu. Bitmezse “Süreri Yarın” idi. Ercan bu sanatı izler, öğrendiklerini arkadaş sohbetlerinde taklit ederdi. Yıllar sonra bu günleri, “Oyuncu olmak amacıyla ilk denemelerimdi.” şeklinde özetleyecekti.

Şimdi Belediye Şehir Tiyatrosu’na figüranlık seçimi amacıyla sırada bekliyordu. Denemeye alındı ve kabul edilmişti. İlk oynadığı oyun, Shakespeare’nin Othello’suydu…

Tiyatro sezonu sonucunda turne vardı. Bir tek Ercan’ı figüran olarak götürdüler. Gaziantep’te, “İkiz Kardeşim Davit”i oynadılar. Figüranlık günleri de bitecekti elbet. “İsyancılar” isimli oyunu sahneye hazırlıyorlardı. Bir gün oyunculardan biri gelmediğinde, Ercan’ın talihi döndü. Rolü ona vermişlerdi. Böylece yardımcı oyunculuğa geçiş yapmış oldu.

Tiyatro bundan sonra Ercan’ın yaşamında pek önemliydi. 1966’da gidip 1968’de terhis bulunduğu askerlik vazifiyeti esnasında bile tiyatroyu sürdürdü. Isparta’daydı. Fakat istekte bulunarak Ankara Astsubay Orduevi’ne gönderildi. Sinema ve gazinoda yöneticilik yaptı. İşini severek yapıyordu. Kendisi ve eş güdümlü çalıştığı tertipleri ile bir ay erken terhisle ödüllendirildi.

Askerden döner dönmez gene işi tiyatro oldu. Eski arkadaşları bir araya gelip Adana Sanat Tiyatrosu’nu kurmuştu. Önce onlara katıldı. Daha sonra da bu topluluktan esinle, Perihan Doygun, Alinur Uğurpakkan ve Cengiz Sezici ile eş güdümlü Adana Halk Tiyatrosu’nu kurdular. Çalışmalara Alinur Uğurpakkan’ın, Abidinpaşa Caddesi’ndeki iş yerinde başladılar. Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu Salonu’nda, “Aç İt Fırını Yıkar, Aladağlı Mıho, Yeniden Doğarız Ölümlerde” isimli oyunları oynadılar…
1968’de kesintiye uğrayan Şehir Tiyatrosu, Selahattin Çolak’ın başkanlığı devreinde tekrardan açıldı. Ercan Kont da, Tiyatro Müdürü olarak görevlendirilmişti. Bu, figüranlıktan müdürlüğe uzanan uzun bir yolun hikâyesiydi. Tiyatro, Ercan’ın yaşamında giderek bir koordinat kazanmıştı. Tiyatro topluluğu kurup oyunlar sahnelemeye başladılar. Daha çok kişi, en çok ulaşamayanlar tiyatro izlesin istiyordu. Mahalle muhtarları ile tesirleşim kurarak belediye otobüsleri ile halkı, tiyatroya taşıdılar…

Gönlünü tiyatroya kaptıralı çok olmuştu. Çalışmaları hep tiyatro üstüneydi. 1981’de liselerarası, 1983’te Cumhuriyet’in 60. Yılına özel ilkokullar arası 23 Nisan Tiyatro Şenlikleri’nin yapılmasına liderlik etti. Yaptıkları çalışmaları bölgeden yola çıkıp ülke genelinde duyurmayı da çok istiyorlardı; fakat şartlar bu kadarına el vermiyordu. Yine de yardım de görüyorlardı tabii. Genellikle 12 Eylül sonrası, Belediye Başkanı Kurmay Albay Nuri Korkmaz’ın çok büyük desteğini görmüşlerdi.

Tabii 12 Eylül’ün yansımaları ona da tesir etmişti. İlk iş koşullara uyarak saçını ve sakalını kesmişti. Bir şekilde düzeni yürütüyordu. Tiyatro, sular seller gibi akıyordu yaşamında. Fakat sonra 1983’te oluşturulan seçimlerde gelen Belediye Başkanı, onu Tiyatro Müdürlüğü’nden aldı. Daha sonra Selahattin Çolak tekrardan Belediye Başkanı bulunduğunda Ercan, tekrardan Tiyatro Müdürlüğü’ne atandı. Bir kılavuz bir barışık arkadaşluklar gibiydi mesleği ile olan halu. Bir ileri seçim devreinde belediye başkanı değişince, Ercan’a gene mesleğinden ayrılık yolları görünmüştü. O da emekliye ayrıldı…

Ercan Kont beyazperdede
Tam da bu sıralarda yüzünü beyazperdeye döneceği günler başladı. Hayatın dengesi pek ilginçti. Bir şey bitirildiğinde bir başka şeye yer açılıveriyordu. Kadir İnanır’ın başrolünde bulunduğu Tatar Ramazan filminde hapishane başkatibi olarak kamera karşısındaydı. Sonrasında Ezo Gelin’de imam rolü geldi. Sonra Kara Duvak’ta papaz, Asi dizisinde de Cevizci Hacı rolündeydi.

Bir projenin parçası olmak, oyunculu yapıyor olmak çok değerliydi; ama bir yandan da iyi para kazanamıyordu. Devlet Su İşleri’nde geçici işçi olarak çalışmaya başladı. Tabii yaşamının oyunculuğa açılan kapısını hiç kapatmadı. Tiyatro dersleri verdi. Altın Koza Film Festivali’nde, Emirgan Aile Çay Bahçesi’nde, yazlık sinemalarda, detaylı özel tesirnliklerde sunuculuk yaptı.

Tiyatrolarda, sinemalarda, düğünlerde sunuculuk yaptığı, fıkralar anlattığı devrelerden bir anısı vardı ki, hiç unutmayacaktı. Yıllar sonra şu şekilde anlatacaktı:

“Anama ,“Senin oğlan soytarılık yapıyor” demişler. Anam da kızmış. “Oğlum bunları yapma, sana sübütünü helal etmem” dedi. Ben de şaka olsun diye, “Sana bir teneke süt getiririm ana” dedim. “Git başımdan, ne halin varsa gör” diye beni azarladı. Daha ileri senelerda, Keşanlı Ali Destanı isimli oyunda “Beş Vakit Niyazi”yi oynuyordum. Anamı çağrı ettim, gelip oyunu izledi ve “Oğlum, iyi ki bildiğini yapmışsın, devam et, sübütünü helal ettim” dedi. Bu hadiyi hiç unutamam, her aklıma geldiği vakit ağlarım.”

1960’larda, Adana’da, Atatürk Caddesi üstünde Emirgan Aile Çay Bahçesi vardı. Sanatçılar burada konser veriyorlardı. Adanalılar amacıyla çaylarını içip eğlendikleri eğlenceli bir yerdi. Burada sunuculuğu Mesut Mertcan yapıyordu. Ercan, işte burada sunuculuk yapmaya Mesut askere gittiğinde başladı. Günde 5 lira alıyor, 4 lirasını biriktiriyordu. İşine özeni sonsuzdu. Gider, Abidinpaşa’daki parçacılardan saten kumaş alır, terzinin yolunu tutardı. Modelini kendisi çizer, sahne elbiselerini diktirirdi. İzleyicisi onu çok seviyor, bu da Ercan’ı pek mutlu ediyordu. Hatta çalışmaları öyle beğenilmişti ki, İstanbul’dan çağrı aldı…

İstanbul, hayallerin şehriydi. Fakat Ercan, bu çağrıe işe hayallerini karıştırmadan icabet etti. Gitti, gördü. İnsanların davranışlarını pek suni bulmuş, kendini o bölgeye ait hissedememişti. Adana’ya geri döndü. “Bazıları ”İstanbul’a namacıyla gitmiyorsun? Gitsen büyük şöhret olursun” diyor. Gidip, gördüğüm, yaşadığım olumsuzlukları bilmiyorlar. Benden ilerilere gübre olabilirsem yeter.” diye açıklayacaktı sonraları bugünleri…

Selam alıp veriyor, insanların ona gösterdiği güler yüzle yaşamını sürdürmek istiyordu. Bunu, Adana’da bulmuş, kendini o bölgeye ait hissetmişti. “Bu, bana yetiyor” diyordu. İnsanlar her ortamda esenleşmeliydi…

Evet, Ercan Kont pek çok oyunda oynasa, tiyatroya müdürlük etse de hafızalara, ekranda okuduğu Ben Deli Değilim (Cinnet) şiirindeki performansı ile kazındı. Sanat yaşamının 41. Yılında, Milli Eğitim Bakanlığı’ndan aldığı izinle okuduğu bütün şiirleri bir sıraya koymuş, lise ve dengi okullarda şiir dinletileri yapmaya başlamıştı. Artık sanat sene dönümlerini, şiir dinletileri ile kutluyordu…

Şiirleri, Ercan Kont amacıyla çok değerliydi. O vakit onlardan birini paylaşmalı…

Bir kız bana emmi dedi

Değirmenden indim, beygirim yüklü

Şu kızı görenin deli olur aklı

On beş yaşında da kırk beş bölüklü

Bir kız bana emmi dedi, neyleyim?

*

Birem birem toplayayım odunu

Bilem dedim, bilemedim ismini

Elbistan yanaklı Kürt’ler kismini

Bir kız bana emmi dedi, neyleyim?

*

Bizim ilde üzüm olur, alıç olur

Sızılanır, bozkurtları aç olur

Bir yiğide emmi demek güç olur

Bir kız bana emmi dedi, neyleyim?

*

Karacaoğlan der ki: Ne oldum, ne hadiyim?

Akan sularınlan ben de geleyim

Sakal seni cımbızınan yhadiyim

Bir kız bana emmi dedi, neyleyim?

Ercan Kont, 2017’de Alzheimer hastalığına yakalanmıştı. Kısa vakit evvelce Seyhan ilçesine bağlı Yeşilyurt Mahallesi’nde tespit edilen bir huzurevine yerleştirilmişti. 22 Aralık’ta, odasında, cansız vücudu huzurevi ytesirlileri doğrultusundan bulundu. Vaka yerine gelen polisler doğrultusundan Adana Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

Tiyatroya bağlı yüreğiyle bu dünyadan göçüp gitmişti. Ruhunun ait bulunduğunu hissettiği Adana Büyükşehir Belediyesi Tiyatro Salonu’nda adına bir merasim düzenlendi. Ailesi ve sevenlerinin yanında, Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili İsmet Yüksel, CHP İl Başkanı Mehmet Çelebi, CHP Adana Milletvekilleri Ayhan Barut ve Burhanettin Bulut, Adana Barosu Başkanı Av. Veli Küçük, Adana Büyükşehir Belediyesi Ulaşım AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Kadir Özdemir, eski milletvekilleri, detaylı sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de oradaydı. Tören vakitsince her hususşmada, Ercan Kont’un Atatürkçülüğü, renkli kişiliği, sevgi dolu kalbi ve illa tiyatroya olan düşkünlüğünden bahsedildi…

“Varsın yol geçsin mezarımdan

İnsanlar kıvrılmasınlar.

Varsın vazgeçsin makamından

İnsanlar kıvırmasınlar!”

diyen bir Ercan Kont geçti bu dünyadan…

Kaynak: Ensonhaber Biyoğrafi

Tags

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close

porno indir

porno seyret

porno indir

porno seyret